ŞARBON!

ŞARBON!

ŞARBON!

Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde aynı döngü : Ne zaman ki AIDS gibi, Ebola gibi, Şarbon gibi, hatta grip gibi bir enfeksiyon hastalığı gündeme gelse halkta doğal olarak bir panik başlar. Duydun mu, salgın vamış! Bulaşıcıymış! Ölen sayısı hızla artıyormuş, halktan saklıyorlarmış!.Ne yapsak? Hemen ardından yetkililer bir açıklamayla olaya 'açıklık' kazandırırlar: 'Haberin gerçekle yakından uzaktan ilişkisi yok. Bizi yıpratmaya çalışıyorlar'... Aradan 1-2 hafta geçtikten sonra ikinci bir açıklama gündeme düşer: 'Paniğe gerek yok, herşey kontrol altında'...' E hani yalan haberdi?

Enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve mikrobiyologlar salgın hastalıklara çözüm getirmek için bilimin her türlü yolunu kullanarak bu tür çetrefilli sorunları yok etmekte zorlanırken ne hikmetse dünyanın dört bir yanında (bazen aralarında tek bir bilim adamının bile yer almadığı) hükümet görevlileri epidemik ya da pandemik bir salgına ŞIP diye çözüm bulurlar ve açıklarlar:' Herşey kontrol altında! Hani nasıl ve kimler tarafından bu tür problemleri çözebildikleri bilinse hastanelerin baş belası hastane enfeksiyonlarını kontrol merkezlerine, antibiyotiklere dayanıklı bakterilerle savaş araştırma projelerinin başına kesin onlar atanırdı. Halkın paniğe kapılmaması için yapılan açıklamalar sakinleştirici olmaktan çok eğitici olmalı oysa..

 Gelelim gündemde korku yaratan Şarbon hastalığına. Bu tür salgın enfeksiyon haberleri karşısında ne ‘sonumuz geldi’ tarzındaki felaket tellalarına, ne de ‘durumu yatıştır’ emri almış bazı çok bilmişlerin şarbon önemsizdir, hatta neredeyse ‘ekmek arası şarbon ömür uzatır’ tarzı demeçlerine kulak asın. Gazetecilerin değil ülke bilim adamlarımızın, konu uzmanlarının ne dediklerine, tavsiyelerine konsantre olun. Medyada dolaşan bilgilerin altına atılan imzalara dikkat edin.

 Nevalogy’den size soru cevap tarzında Şarbon hakkında çekirdek bilgiler hazırladım. Umarım işe yarar:

Şarbona ne sebep olur, hangi canlılar şarbona yakalanabilir?

Şarbon bakteriyel bir enfeksiyondur. Buna sebep olan bakteri (Bacillus anthracis) mikroskop altında (hayalinizde canlandırmanız için söylüyorum) içi tohumlu bir yeşil fasulyeye benzer.  O içindeki tohum gibi yapılara spor deniyor. Bakteriyi öldürebilsek bile sporları kolay kolay ısıyla, antibiyotikle, dezenfektanlarla ölmeyebiliyor ve (aynen tohum gibi) yayılarak uygun ortamda yeni bakteriler şeklinde üremeye devam ediyor. Sığırlarda, koyunlarda, keçilerde, atlarda, domuzlarda kedi ve köpeklerede, insanlarda (kısacası memelilerde diyelim) ani ölümlere sebep olabiliyor. Otçul olanlar otlarken (sporları toprak ve otlarda onlarca yıl kalabilir), et yiyiciler ise  çiğ ya da az pişmiş hasta hayvan eti yiyerek bu hastalığı alabiliyorlar. Tabi sporlar solunum yoluyla da hastalık yapabilirler. Enfekte olmuş yünler ve diğer hayvan ürünlerini solumak da tehlikelidir. Hatırlarsanız bir ara mektup zarflarına bu sporlu bakteriler toz şeklinde koyularak biyolojik terör yaratmak için dünyanın çeşitli yerlerinde insanlara gönderiliyordu. Zarrfı açan kişi, toz bakteriyi soluyarak ya da sadece dokunarak enfeksiyona yakalınıyordu... Bu bakteri işte o bakteri. Bu demektir ki cilt yoluyla da hastalık bulaşabiliyor. Hasta hayvanın kanı ve ürünleri ile çalışanların özellikle çok dikkatli olması gerekir... Nadir de olsa sivrisineklerle de bu hastalığın bulaşabileceği bilimsel yayınlarda bulunmakta. Fakat unutmayın ki bağışıklık sisteminiz güçlüyse ve hijyenik kurallara uyuyorsanız, bu hastalığa yakalanma ihtimaliniz oldukça düşer.

Şarbon belirtileri nelerdir?

Yiyerek bulaşmışsa karın ağrısı, mide bulantısı, kusma ve kanlı ishal görülebilir. Solunum yoluyla ise nefes darlığı, öksürme, göğüs ağrısı tipik belirtiler. Cilt ile alınan enfeksiyonlar da ise ciltte kaşıntı ve yanmayla başlayan yaralar dikkat çekiyor.

Şarbon nasıl teşhis edilir?

Kesinlikle herhangi bir şüphe uyandırıcı, biraz önce saydığım belirtiler ortaya çıkarsa derhal bir doktora danışmak gerekiyor. Enfekte olduğu tahmin edilen her ne materyal olursa olsun (kan, yara, doku, vs) örnekler alınarak mikroskobik inceleme ve PCR, ELISA gibi spesifik teşhis yöntemleri kullanılarak kesin teşhis koyulmalıdır.

Şarbonun tedavisi nasıl yapılıyor?

Erken teşhis çok önemli. Antibiyotikle bazen uzun süren ama başarılı tedaviler yapılabiliyor.

Şarbondan nasıl korunabilirim?

Hayvancılıkla uğraşanların hayvanlarını aşılatması gerekiyor. Hastalandığı tahmin edilen hayvanlar diğerlerinden ayrılarak karantinaya alınması, bilinmeyen sebeple ölen, şarbon ihtimali düşünülen hayvanların başka hayvanlara yedirilmeden derhal (uzmanlar gözetiminde ve tavsiyeleri doğrultusunda yakılarak) imha edilmesi gerekiyor. Hayvancılık yapanların dışında et ve hayvan ürünleri ile çalışanların da sık sık ellerini yıkaması şart. Halk içinse şarbon hastalığının görüldüğü duyulduğu andan itibaren etlerin iyice pişirild'kten sonra tüketilmesi, hayvan ürünü her türlü tüketimde pastörize edilen ürünlerin kullanılması önerilir.

Evet Biyoloji dersi gibi oldu biraz ama bütün bu 'küçük' ayrıntıları bilmekte fayda var. Daha fazla detaya girmeye de gerek yok.

Şimdi kıssadan hisseye gelmek istiyorum. Hani 'hisse' kısmı daha mı önemli diye soracak olursanız ben 'evet daha önemli' derim işin açıkcası:

İnsan olarak hayatımızı tehdit eden her türlü hastalığa, hele de salgın hastalıklara karşı uyanık olmamız, kendimizi korumak için neler yapmamız gerektiğini öğrenmemiz şart. Unutmayın ki özellikle ülkemizdeki enfeksiyöz salgınlar mikropların hastalık oluşturma ve yayılma yeteneğinden çok  ‘vurdumduymazlık’la gelen rahatlık duygusundan kaynaklanmaktadır. 'Bize birşey olmaz' kahraman söyleminin ardından gelen sorunları temizlemek doğru teşhis koyup, doğru tedaviyi uygulamakla bile çok zordur. Evet bize birşey değil çok şey olabilir. Hiçbir enfeksiyöz hastalık önemsenmeden geçilecek bir problem değildir. Gözle göremediğimiz o mikroskobik varlıklar o gözle görülür cehaletlerin sayesinde çözümü çok çetreflli bir probleme dönüşebilir. Her problemin bir sebebi ve çözümü vardır. ÖNEMSEYECEKSİN! Konunun uzmanlarına danışacaksın! Turist gelmez diye örtbas etmiyeceksin! Hayvanları öldürüp denize, toprağa bilinçsizce boca etmeyeceksin! Çünkü o gözle görülmeyen, mikroskobik baş belaları muhtemelen o boca ettiğin yerde senin geri kalan hayatından daha uzun süre canlı kalacaktır.  En önemlisi de saygı duyacaksın! Neye mi? Karnını doyurmak için etini, sütünü, derisini, kemiğini kullandığın o çok özel canlılara... Yurt dışından satın aldığın o melek hayvanları patates taşır gibi arabalara canlı canlı birbirlerinin üzerine yığarak taşımayacaksın. Günün birinde öleceğini bile bile hayatının her anını güzel geçirmeye çalışan sen, 'nasıl olsa kesilecekler' diyerek o hayvanlara canlıyken cansız muamelesi etmeyeceksin. 

Bilimsel bir açıklamaya uymadı bu son paragraf diyenler için de bilimsel bir açıklma yaparak kapatayım konuyu: Bilimde buna biz Gaia teorisi diyoruz. Benim gibi NASA’da çalışmış bir mikrobiyolog olan James Lovelock’un teorisidir: Derki; Dünyamızın tümü aslında tek bir canlı gibidir ve üzerindeki her canlı birbirleriyle olan ilişkilerle kendi geleceklerini de belirlerler. Bu konuda seneler önce yazdığım bir makaleyi de Nevalojide paylaştım. Adı: Dünya bizi affet! Belki ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.http://www.nevalogy.com/tr/articles/d%C3%BCnya-bizi-affet

 

Comments

Sirke kullanımı en doğal

Sirke kullanımı en doğal korunma ve tedavi şekillerinden biridir deneyin ve görün

Add new comment

CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.